Sıfır noktası: Yüzde 0,008

TÜİK’in verilerine göre, 2010 yılında yayınlanan toplam kitap sayısı (çeşit olarak) 34.857 ve bu kitapların içinde 12.763 çeşit kitap TÜİK’in Edebiyat ve Retorik dediği bir kategoriden yayınlanmış. Muhtemelen Şiir de bir tür olarak bu bölümdedir. İlginç olan rakam, bu yayınlanan 12.763 çeşit edebiyat ve retorik kitabının içinde sadece 106 tanesinin elektronik bir mecrada yayınlanmış olması. Bu da % 0.008 anlamına geliyor!

TÜİK’in diğer bir verisi de internet kullanım oranları ile ilgili. Bu istatistikleri de bir kenarda tutmamızda fayda var çünkü bir bağlantı kurmak için ihtiyacımız olacak. Buna göre 2010 yılında internete erişen hane sayısı %41.6 gibi bir orana erişmiş. Bu kabaca 30 milyon kadar kişinin internete erişebildiği anlamına geliyor ve bu 30 milyon kadar kişiden, 16-24 yaş arasındaki kitle gayet yoğun bir biçimde internet mecrasını kullanıyor. İnternet kullanan insanların sadece %15’i internetten bir mal veya ürün satın alıyor ve bunu da çok sık yapmıyorlar. İstatistiklerin hepsini kendimce harmanladığımda yukarıdaki yüzde 0.008 rakamını ilgilendirebilecek, yaklaşık 1 milyon kişilik bir kitleye ulaştım. Bu 1 milyon kişi 16-24 yaş arasında, interneti sadece e-posta almak ya da muhabbet etmek için değil, bunun ötesinde de kullanabilen bir kitle olacaktır. Bu kitle, eksiği veya fazlası ile, bundan sonraki yaşantısında internet mecrasını, yaşantısının birincil ya da ikincil önemde bir mecrası olarak görüp, muhtemelen, kültürel dünyasının da gelişmesine katısı olduğunu düşünecek ve bu noktada olasıdır ki, internet üzerinden aldığı şeylerin karşılığını da ödeyecektir.

Yıllar geçtikçe internet kullanma oranları artıyor evet, fakat medya-okur yazarı bir kitle ya da bunun kültürü oluşabilmiş değil. İnternet mecrası kendi vatandaşlarını üretmek konusunda çok da başarılı sayılmaz. Ayrıca şu da var, internet mecrası –sanal alem, siber alem ya da hiper alem vb.- gündelik hayatın içine girdiğinde, bu geçiş birdenbire olduğunda , sayısal bölünme gibi belalar ortaya çıktığında, geçişin evreleri ve buradaki öğrenme eğrisi oluşmadığında, aslında medya okur yazarı olma konusunda da bir ilerleme, gelişme kaydedilmiyor. Yani internet mecrası (net ya da web ya da ağ) gündelik içinde bir kaçış/kopuş alanı olmak ile kendine özgü kuralları olmayan bir savruluş alanı arasında gidip geliyor. Alışamadığımız modern hayatlarımızın yanlış uygulamalarının hepsi, internet üzerinde bir giderme-aracına dönüşüyor.

İstatistiklere geri dönersek, 2009 yılında yayınlanan çeşitli dergi sayısı 3469 ve bunların yarısı kadarı ulusal (1907), geri kalan kısmı yerel ve bölgesel olarak endam etmiş (1562). Daha ilginç bir istatistik şöyle ifade edilmiş:

“Dergilerin yıllık toplam tirajının % 51,2’si aylık, % 14,8’i ise haftalıktır. Dergilerin % 25,1’i aylık, % 24,1’i ise üç aylık olarak yayımlanmaktadır. Dergilerin % 20,4’ü sektörel/mesleki içerikli yayın yapmakta, % 10,2’si ise ek vermektedir.”

Ne yazık ki istatistiklerde ortalama dergi fiyatı verilmemiş. Fakat ülkede ortalama kitap fiyatının 12 TL civarında olduğunu biliyoruz ve kişi başı yıllık kitaba ayrılan bütçenin de 7 TL olduğunu bize yine istatistikler söylüyor. Kitap ve dergi birbirilerinden süreli olma/olmama durumuna göre ayrıldığı için dergileri satın alanların abone mi oldukları yoksa, dergiyi gidip bayiden mi aldıkları da muamma. İnternet erişim istatistiklerinde şöyle bir bilgi de mevcut:

“İnternete giren bireylerin %58,8’i haber, gazete ya da dergi okumak, haber indirmek için internete girmektedir.”

Yani kabaca 15 milyon insan, her gün bir gazetenin ya da derginin web sitesini ziyaret ediyor. Elbette burada geçirilen zaman ne kadardır ve etkileşim (kabaca okuma işlemi) ne kadar nitelikli ve verimlidir, bu konuda da bir çalışma yok. Ayrıca okudukları web sitesinin basılı haline para veriyorlar mı yoksa vermiyorlar mı bunu da bilmiyoruz. Yalnız internete bağlanma maliyetleri oldukça yüksek olduğu için, internette geçirilen zamanda “bedava” olan şeylerin revaçta olması –bilgi, yazılım, eğlence- akla daha yatkındır. Yukarıda bahsettiğim 16-24 yaş arası 1 milyon kişilik kitlenin, evlerinden ve işlerinden her gün internete bağlanan, internet üzerinde olan bilgi ile sağlıklı bir ilişki kurabilen, medya okur yazarı bir kitle olabileceğini aklımızda tutalım. Bu kitle gelecek 10 yıl içinde kendi yaşantılarını kendileri kazanmaya hazır olan, okur-yazar ve eğitimli bir kitledir. Bu hayali e-cemaatin en temel özelliği, internette sadece “bedava-zaman/mekan” arayışında olmamaları, iletişimi tek yönlü (ekrandan bana ya da benden ekrana) olarak değil, etkileşimli olarak algılamaları, yeni teknolojileri takip ederek, bunlarla iyi anlaşabilmeleri ve sadece internet erişimi için bütçe ayırmaktan öte, buradan alışveriş yapabilecek duruma gelecek olmalarıdır.

Yazının başlığında yer alan rakam, bu 1 milyon ile buluşabilmek için çok minik bir adım sayılabilir. Gündelik yaşantı içinde yayınların, okura ulaşmaları için gereken maliyet ve aşamalar, web üzerinde mevcut değildir. Yani dağıtımcı, stokçu, ağır vergi, dükkan, raf vb. maliyetler aradan kalkmıştır. İnternet üzerinden alışveriş şimdilik insanları ürkütse de, muhtemelen ileride daha güvenli ve zorunlu hale gelecektir. İnternete erişimin gizli maliyeti aslında oldukça fazla, bir bilgisayar, internet bağlantısı sağlansa da, kişilerin medya-okur yazarlığı konusunda henüz yeterince bilgi ve deneyim sahibi olmamaları web üzerinde geçirilen zamanın nitelik ve niceliğini ciddi boyutlarda sorunlu hale getirmekte. Ayrıca sosyal hayatta karşılığı olmayan, kavram ve hareketler, kişinin internette davranış kalıplarını değiştirmekte ya da dönüştürmektedir de. Bu nedenle, internet-kültür, sağlam bir yaşama kültürü ile –bu anlamda kentli olma kültürü ile- bir araya gelmedikçe, bu mecra ile ilgili sadece hayal kurabiliriz.

Mecranın sorunları bir yana, kısayollar (shortcut, link) açısından önemli bir köprü görevi görmesi, temsili olarak istatistiklerde endam eden o sessiz kamuoyunun internet üzerinde daha görünür hale gelmiş olması, anonim olarak kendini gizlese de, read-only vaziyette olarak şimdilik kısıtlı tepkiler veriyor olmasını, yeni bir okur-yazar tanımının doğuşu olarak görebiliriz. Elbette bu çok, çok gecikmiş bir doğumdur. Fakat küçük-baş yayıncılık, bu noktada, o köprüyü en verimli şekilde kullanabilecek bir durumdadır.

Reklamlar

Sıfır noktası: Yüzde 0,008” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s